İzleyiciler

28 Ocak 2012 Cumartesi

Neyse İşte Öyle

Artık elim telefona çok sık gitmiyor.Alıştım nasılsa yokluğuna, kabullendim, savaşı kaybetmiş ve esir alınmış bir komutana kabul et der gibi, sike sike kabul ettim.Bak Sezen çalıyor yine, diyor ki ‘’Şimdi uzun uykuların tam zamanıdır.’’Gururlu bir hırsız gibi çalacağım, yüz yıl uyuyan prensesin uykularını.Biliyorum, bir sabah uyanacağım, güneş doğmuş olacak ben ise yitik, duygusuz, piç gibi ortada bırakılan bir çocuk.İlk sana okurdum, ilk sen dinlerdin beni.Gülümserdin, çok güzel olmuş sevgilim der gibi.Hiç demezdin ama hep der gibi bakardın gözlerime. Yalnızlığa alışkınım ben, pek çok kere terkedildim.Biri olmasa da yapabiliyorum ama olsaydı hiçte fena olmazdı hani, mesela sen gibi biri.Çok kısa zaman önceydi, en fazla bir kaç asır geçmiştir üstünden ya da asırlar geçmiştir üstümden.Bak Sezen çalıyor yine ve diyor ki ‘’İnsan, böyle bir duyguyu yaşarken gerçek yaşamdan tüm bağlantıları kopmuşcasına ayakları yerden kesiliveriyor, hoş, bir zaman, bu bağlantısızlıkla yaşam kadar gerçekleri  olan.Biliyor musun, belki iyi oldu ama biz yine de erken öldük şimdi yarım yaşanmış o şey boynumda düğüm’’Ne güzel de anlatmış bizi, ahh Sezen.
Yaşam ile ölüm ne kadar da zıt kelimeler birbirine ateşle barut gibi, seninle ben gibi.Halbuki ilk zamanlar nasılda uyumluyduk sen ve ben.Sen ve ben diyorum, eskiden olsa biz derdim, neyse işte öyle.Pişman değilim yaptıklarım için, sen de olma, yakışmaz sana.Arkama bakmadım ben sen de bakma.Özledim diye yazdığımı düşünme, sadece rakı içiyorum belki hatırlamıyacağım bile, çünkü bir tek rakı içerken hatırlıyorum seni, sonra geçiyor.Bir tek demişken son teki de içeyim.Kalmasın masa da, bilirim sevmezsin.Sezenden bile kıskanırdın beni, Sezen dediklerinde aklına ben geleyim, bir yerlerde piç gibi bıraktığın çocuk gelsin aklına.Bak Sezen çalıyor yine Diyor ki’’Git, git, git-me dur ne olursun.’’ Ve devam ediyor ‘’Aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler var, daha şimdiden deliler gibi özledim’’
Saat 4e geliyor, 3 ay oldu sabah ezanını duymayalı, içim ürperirdi her ezanda, sanki bir şeyler farkındaydı günahkar oluşumun, gündüzelere ah eder oluşumun.Sigara söndü, rakı bitti, Sezen sustu, yine tüm şehir uyudu.Ben bu şehirden değilim sevgilim bunu dünyalılar uydurdu.Üstüme kostüm biçtiler, elime acemi bir senarist tarafından yazılmış replik verdiler, sahneyi gösterdiler ve devam ettiler ‘’Oyna.’’Oynama şıkıdım şıkıdım, oynama şıkıdım şıkıdım ahahaha ahaha.Bak nasıl sahte kahkahalarım tıpkı seni seviyorum demelerin gibi ya da oyna dediklerinde seni partner olarak seçmem gibi.Seni seçmiştim çünkü sana da oyna demişlerdi, bana ne dedilerse sana da aynısını dediler.Sen rolünü oynadın, sahnenin önüne ilerledin, selamını verdin.Ben rol yaptığımızı seyirciler alkışladığında anladım.Uyandım.
‘’Tebrikler güzel oynadın’’ dedin güzel oynadım çünkü rol yaptığımızın farkında bile değildim.Neyse işte öyle, başka bir texte görüşmek üzere.

3 Ocak 2012 Salı

Özgür Ölmek Güzel

Kaç sabah vücudumun parçalanmış hissiyle yatağımdan fırlayıp gördüğüm kabuslarda seslenen şeytana uymamak için çabaladım, ve kaç sabah aç karına içilen sigaranın zararlarını beni terk etmenle kıyasladığımı unuttum, hafif kalır acısı...Düşündüm sabahlar olmadı, sıçtım mavisi eşlik ederken düşlerime, gördüğüm en güzel manzaraydı yarı dolu Hennesey bardağımda yakamozu görmem.Alkol unutturmaya mı yarıyordu yoksa bir anka gibi küllerinden canlanan duygulara yardımcı mı oluyordu?Bir semtten kaçarken tüm şehire meydan okumak gibi hatırlatan, hatırlanan duygular;sessiz, cesaretli ve kaybedeceğini kabullenmeden kaybedeceğini bilmek gibi.Hala nefes aldığımız için mi şükrediyorum tanrıya?Her gece yattığım da düşündüklerimi düşünmesi beklerken uyuya kalıyorum belki de?Çift kişilik yatak bile bazen dar geliyor yüreğime, kıvranıyorum, dönüyorum, çabalıyorum.Her sabah yorgan değiştirmem gecesinde yatakla boğuşmalarımdan kalan bir ayrıntı hayatıma, değersiz bir miras.Yalanlarına inanmam farkında olmadığımdan değil insanların, sadece onları bu haliyle sevebiliyorum.Kendim i onların yerine koyuyorum hiç bir karşılık vermeden, onlarsa binlerce yalan söyleyerek yerime geçmeye çalışan basitleşenlerden.Vazgeçerler hemen, görürler gerçeği, tanırlar maskenin altında ki dağ gibi biriken acıları, bir kaç dakika dayanamazlar, bir kaç dakika önce yerime geçmek için canını verecek insanlar.Ve titrer içim, üşümelerimden değil zaten alışkınım soğuklara, soğuk insanlara.Tüm organlarımın orada bir yerlede titrediğini hissederim.Hiç sevmediğim, sevemiyeceğim, vazgeçemiyeceğim bu hissimden.Bazen akvaryumdan okyanuslara kaçmayı başarmış bir balık gibi ya da duygularından arınmış bir insan gibi...Özgürsün...Olabildiğince, koşabildiğince, yorulabildiğince, ölüyorum nefes alışlarım saniyenin onda birine kadar düştü,Kalp atışlarım bilmem kaç bpm.En az senin kadar yavaş, en az senin kadar hızlı.Özgür ölmek kolay.Zor olan özgür yaşamak, bir çoğu kaçamak yaşamayı tercih eden korkak, acınası.İçine dert olan kelimeler mi?Çal kelimelerini, kaç uzaklara bulamasnlar seni, beni bulamadıkları gibi, bebek gibi uyumak için koş, suratın ıslak kaldırımları öpene dek.Sev, sevmesin senin kirli ağzını, haberi bile olmayacak onun, onun için ağzında oluk oluk kanla tükürdüğün sokakları.Şimdi sus, kapat müziği yavaşça çek sigaradan nefeslerini sanki ölecekmiş gibi ve dinle denizi, falezleri nasıl deldiğini dalgaların duydun mu beni diyor çocuk?Büyüt artık beni, kendini öldüreli çok oldu.''Büyüt diyor artık canavarı büyüt...''